Alfred Döblin
Federal Alman yazar Alfred Döblin, Yahudi kökenli bir tüccarın dördüncü çocuğu olarak, 10 Ağustos 1878'de Stentin'de doğdu. Babasının ailesini terk ederek Almanya'dan Amerika'ya kaçması, onun yaşamının şekillenmesinde büyük rol oynadı. Annesiyle birlikte Berlin'e taşınan Alfred Döblin, ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle, liseyi ancak 22 yaşındayken tamamlayabildi. Daha sonra Berlin ve Friburg'da nöroloji ve psikoloji okudu. Daha öğrencilik yıllarında Hıristiyan öğrencilerle Yahudiler arasındaki mesafeyi anlattığı eleştirel yazılar yazmaya başladı. Eğitimini tamamladıktan sonra Doğu ve Batı Almanya'daki çeşitli hastanelerde görev yapan Alfred Döblin, 1903'te kaleme aldığı ancak 14 yıl sonra kitap haline getirilip yayınlanabilen "Siyah Perde"de, birbirinden bağımsız olayların gerçeği oluşturduğunu kaderin gücünün ise tesadüflerle belirlendiğini savunmuştur. İki yıl sonra yazdığı "Lydia" ve "Maexchen" adlı oyununda gerçek dünyasının çok güçlü biçimde kendisini hissettirdiği görülür.

1910'da, Herwarth Walden ile birlikte Alman dışavurum akımının en önemli yayın organlarından birini; Der Sturmn'u (Fırtına) dergisini kuran Döblin, asistanlık yıllarını tamamladıktan sonra 1911'de Berlin'de psikiyatr olarak muayenehane açtı. Bir yıl sonra da Erna Reiss adlı bir tıp öğrencisiye evlendi ve bu evlilikten beş çocuk sahibi oldu.

18. yüzyılda, Çin'deki Taoist bir tarikatın ayaklanmasını konu alan 'Wang-lun'un Üç Atlayışı' adlı romanı ile aynı dönem içinde yazdığı 'Bir Düğünçiçeğinin Öldürüşü' adlı öyküsünde ekspresyonizmin etkisini altında aldığı görülmektedir. Ancak ardı ardına yayınladığı Roman Yazarları ve Eleştirmenlerine ile Roman Hakkında Notlar adlı kuramsal yazıları ekspresyonizminden uzaklaştığının bir göstergesi oldu. Toplumsal eleştirel yazı stilini "Wadzek'in Buhar Türbini İçin Verdiği Savaş" adlı romanla sürdürdü. Ardından yazdığı Wallenstein adlı romanında şaşırtıcı bir perspektif sundu.

Savaş yıllarında ordu doktoru olarak görev alan Döblin, Rus Devrimi'ne duyduğu sempati nedeniyle önce USPD'ye katıldı ancak kısa bir süre sonra Sosyal Demokrat Parti'ye geçiş yaptı. 1919-1921 yıllarında aralarında Maskeli Adam Balosu'nun da bulunduğu güncel olaylara yönelik bir dizi makale kaleme aldı ve bunları Linke Poot takma adıyla yazdı. "Dağlar, Deniz ve Devler" doğa felsefesinin etkisindeki ütopik romanı, Alman ihtilalinde hayalkırıklığına uğrayan yazarın, çıkış yolu olarak biyoloji ile mistizmi gördüğünün de bir göstergesi oldu.

Polonya'ya yaptığı bir gezi sonucunda Yahudi sorunlarıyla daha yakından ilgilenmeye başladı ve Polonya'ya Gezi adlı yapıtında konuyla ilgili gözlemlerini anlattı. O yıllarda Bertholt Brecht ve Henrich Mann ile yakın dostluk kurdu. Yahudi ve solcu bir yazar olarak anılmaya başladı. 1933'de Nasyonal Sosyalistler tarafından kitapları yakıldı. Can güvenliği olmadığı için Fransız uyruğuna geçmek zorunda kaldı. Paris'te faşizme karşı eylemlere katıldı. Birinci Dünya Savaşı'nın ne boyutlarda olacağının bir göstergesi olan Berlin'deki Reichstag yangınından bir gün sonra Zürih'e, daha sonra da Amerika'ya kaçtı. Savaş bitince ülkesine dönerek Mainz'daki Bilim ve Edebiyat Akademisi'ni kurdu.

Alfred Döblin, ilk dönem yapıtlarıyla dışavurumcu akımın önemli temsilcilerinden biri olduğunu kanıtlamıştı. Daha sonra ise nesnel-gerçekçi bir üslup benimsediğini gösteren ürünler verdi. Edebi değeri fazla olmayan son dönem ürünlerinde ise daha çok dini konuları önplan çıkardığı gözlenir. Romanlarında James Joyce'un etkisinde kalarak çeşitli biçimler deneyen yazar, modern Alman romanının yaratıcısı olarak kabul edilmekte, en önemli romanı "Berlin Alexander Meydanı" da bu görüşü doğrulamaktadır. Dilin çeşitli anlatım alanlarından aldığı; borsa raporları, reklamlar, hukuk metinleri, şarkılar ve tekerlemeler gibi birbiriyle doğrudan ilişkisi olmayan parçaları yan yana getiren Döblin, o yılların resim alanında sıkça kullanılan kolaj tekniğini yazıya uyarlamıştır. Ayrıca iç konuşma ve bilinç akışı gibi modern tekniklere de yer veren yazar, örneğin "Alexander Meydanı"ndaki yaşam çerçevesi içinde, çağımızda bireyi tehdit eden iç ve dış tehlikeleri anlatır. Bu nedenledir ki Alexander Meydanı geçen yüzyılın en önemli kent romanlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Döblin'in diğer yazarlardan ayırt eden bir diğer özelliği de yapıtlarının psikanalist çalışmaların izini taşımasıdır ki bu çoğu romanında nörotik tiplerin neden bulunduğunu da açıklamaktadır. Yazarın Amerika'da geçirdiği yıllarda yazdığı "Özür Dilemek Yok" adlı kitabında gençlik anılarını değerlendirerek emperyalist toplumun tarihsel gelişimini anlatır.

1940'ta ABD'ye kaçan ve burada maddi sıkıntılar içinde yaşayan Döblin, savaştan sonra Almanya'ya döndü. 1946'da Almanya'da yayınlanan ilk edebi dergilerden birini; "Altın Kapı"yı çıkardı ve ülkenin kalkınmasına katkıda bulundu. 1950'de Alman İhtilali'nin kaçırdığı fırsatı irdelediği Kasım adlı romanla dörtlemesini sona erdirdi.

1953'te Paris'e dönen yazar son romanı "Hamlet ya da Uzun Gece Son Buluyor"da tarini olaylar karşısındaki umutsuzluğu dile getirmekle birlikte bireyi herşeye egemen bir güç olarak simgeleştirmiştir.

Tüm bu yönleri nedeniyle Alman edebiyatının önde gelen isimleri arasına giren Alfred Döblin, 26 Haziran 1957'de Emmendingen'de hayata veda etti.

Eserleri
Roman: Wang Lun'un Üç Atlayışı (Die drei Sprünge des Wang Lun), Wadzek'in Buhar Türibini İçin Verdiği Savaş (Kampf um die Dampfturbine, 1918), Wallenstein (1920), Dağlar Denizler ve Devler (Berge, Meere und Giganten, 1924), Berlin Aleksandır Alanı. Franz Biberkopf'un Öyküsü (Berlin Alexanderplatz. Die Geschichte vom Franz Biberkopf, 1929), Babilon Gezisi (Babylonische Wanderschaft, 1934), Af Sözkonusu Değildir (Pardon wird nicht gegeben, 1935), Amazonas (1937), Kasım (November, 1918), Hamlet ya da Uzun Gece Son Buluyor (Die lange Nacht nimmt ein Ende, 1953)
Deneme: Maskeli Adam Balosu (Der deutsche Maskenball, 1919)